1950'li yıllar.
Karamürsel'e kurulacak olan Amerikan üssünün inşaatı başlıyor. Yalova'daki
havaalanın da yapım çalışmaları hızlanıyor. Havaalanın yapım işini Yalovalı müteahhitler
yapıyor. Saffet Çam, Zübeyir Aydemir ve Mustafa Evgin alanın bataklıklarını,
çukurlarını kurutmak ve istenen konuma getirtmek üzere kamyonlarla, at
arabalarıyla Orhangazi, Paşaköy sırtları ve yakın köylerden taş ve moloz
taşıtmakta, alanın gerekli yerlerine dolgu yapmaktalar.
Havalanının
yapımında Yalova, Orhangazi ve Karamürsel ilçeleri ve köylerinden yüzlerce kişi
çalışmaktadır. İnşaat aracı olarak bir kaç araçtan başka bir şey yok. Büyük
çoğunluk kazma kürek gücüne dayanıyor. Ancak Amerikan firmasının getirdiği kimi
araçları Yalovalılar hayatlarında ilk kez görüyor.
Amerikan üssünde
görevli Amerikalılar, Karamürsel'den çok Yalova'da ev bulmaya çalışıyorlar.
Yalova'nın içinde Amerikalılara uygun evler yapılmaya başlanıyor.
O güne kadar
mahalle çeşmeleri, bahçeli evlerin en dip tarafında tuvalet kulübecikleri var
iken yapılan evlerde su ve tuvaletler içeri alınmaya başlanır. Amerikalıların
bölgenin ekonomik ve sosyal yapısına büyük oranda etkileri olur. Marmara
Denizi'nin kıyısındaki bu iki kasabada da yoğun bir çalışma sürüyor.
Amerikan üssündeki
tesisleri kuran da ünlü Metcalfe Hamilton Growe Dekavare firması. Bu firmanın
bir yöneticisi var ki yörede çok seviliyor. Ekibinin alışverişini Yalova esnafından
yaptırıyor. Adı Jack.
Daha doğrusu yöredeki adı "Bizim Jack." Yani Enişte Jack.
Biz gelelim Ayşe Hanım'a.
Ayşe Hanım çok güzel bir bayan. Güzelliği, boyu-posu, giyinişi, yürüyüşü çok farklı biri. İnsanlara çok yakın, çok sıcak. Herkesle konuşan, alçak gönüllü bir hanım.
Daha doğrusu yöredeki adı "Bizim Jack." Yani Enişte Jack.
Biz gelelim Ayşe Hanım'a.
Ayşe Hanım çok güzel bir bayan. Güzelliği, boyu-posu, giyinişi, yürüyüşü çok farklı biri. İnsanlara çok yakın, çok sıcak. Herkesle konuşan, alçak gönüllü bir hanım.
Ayşe Hanım'ın bu
yaklaşımını çoğu kimse farklı biçimde algılıyor. Peki kimdi bu Ayşe Hanım?
Kimdi Yalova'nın bu güzel kızı? Kimine göre; Ayşe Hanım, Yalova'ya İstanbul'dan
geldi. Kimine göre; de aslen İzmirli. Deniyor ki; Ayşe Hanım orada evlenmiş,
ayrılmış, çok acı çekmış, sonradan da Yalova'ya gelmiş. Kimine göre Ayşe Hanım aslen Bandırmalı. Orada
eşinden ayrılmış, unutmak için Yalova'ya gelmiş. Kimine göre de Ayşe Hanım
Amerikan Firmasının yetkilisi Jack ile birlikte Yalova'ya gelmiş.
Kim ne derse desin, bir şey var ki o da Ayşe Hanım'ın Yalova'nın en güzel kızı olduğu.
Kim ne derse desin, bir şey var ki o da Ayşe Hanım'ın Yalova'nın en güzel kızı olduğu.
Bizim için önemli
yanı ise Yalova'ya gelen Amerikalıyla evlenen ilk Türk kızı olması.
MOZAYİKLİ
KÖŞK'ÜN YARDIMSEVER GÜZEL BAYANI
Ayşe Hanım'ın
oturduğu ev ise şimdiki donanma tesislerinin ilerisinde, soldaydı. Dış
duvarları renkli mozaiklerle kaplı ve denize bakıyordu. O günlerin Yalova'sı
şirin ve yeşillikler içinde minik bir cenneti andırıyordu.
Ayşe Hanım ile
eşi Jack'ın oturduğu ev ise Yalova'nın en güzel eviydi. Sabah güneşinde, renkli
mozaikler denizden bir masal evi gibi görünüyordu. Bu yüzden evlerine çevreden
"köşk" deniyordu. "Mozayikli Köşk", ya da "Jak'ın
Köşkü" veya "Ayşe Hanım'ın Köşkü" de deniyordu.
Ayşe Hanım, varlıklı olduğu gibi hayırseverdi. İnsanlara yardım etmekten hoşlanıyordu. Onun bu özelliğini bütün Yalova biliyordu. Öyle ki o herkesin "Ayşe Abla"sıydı .
İlk yıllarda Ayşe Hanım'ın Amerikalı ile evlenmesini Yalova'nın bütün gençleri kıskanmıştı. Ama aradan zaman geçince Amerikalı Jack, "Enişte Jak" olmuştu halkın dilinde. Balıkçılar, sebzeciler, kasaplar o günlerde Ayşe Hanım'ın siparişlerini dört gözle bekliyorlardı. Hele Ayşe Hanım'ın kasa kasa siparişini aldıklarında da sevinçle Ayşe Hanım'ın evine götürüp bırakırlardı.
Ayşe Hanım, varlıklı olduğu gibi hayırseverdi. İnsanlara yardım etmekten hoşlanıyordu. Onun bu özelliğini bütün Yalova biliyordu. Öyle ki o herkesin "Ayşe Abla"sıydı .
İlk yıllarda Ayşe Hanım'ın Amerikalı ile evlenmesini Yalova'nın bütün gençleri kıskanmıştı. Ama aradan zaman geçince Amerikalı Jack, "Enişte Jak" olmuştu halkın dilinde. Balıkçılar, sebzeciler, kasaplar o günlerde Ayşe Hanım'ın siparişlerini dört gözle bekliyorlardı. Hele Ayşe Hanım'ın kasa kasa siparişini aldıklarında da sevinçle Ayşe Hanım'ın evine götürüp bırakırlardı.
Kibar ve zarif
bir bayan olan Ayşe Hanım'ın teşekkür ederek verdiği o kocaman Amerikan
çikolatasını kapan, o güne kadar göremediği bu armağanı komşularına anlatıp
dururdu. Öyle ya o günlerde çikolatanın ne olduğunun bilen bile azdı. Kimileri
çikolataya "Amerikan yağı" bile diyorlardı. Esnaf, Ayşe Hanım'ın
siparişi için birbiriyle yarış ediyordu. Kazançtan çok o günlerde bir
Amerikalının evini görmek erişilmez bir şeydi. Onların nasıl yaşadıkları hep
bir merak konusuydu.
Amerikalının
kapısında beyaz porselen fincanda çay içmenin verdiği ayrıcalığı günlerce
birbirine anlatırlardı. Kolay değildi, bir Amerikalının evinde, kapsında ya da
bahçe duvarının kenarında üstelik fincanla çay içmek, bu her şeye yeterdi. Bu
minik ve şirin Yalova kasabasında yaşayanlar en çok Ayşe Hanım ile Jack'ın
evine gelen Amerikalı misafirleri merak ediyordu. Evlerinin bahçesine çıkarılan
masalara konulan yemekler, orada sohbetlerle gülmelerle, saatlerce süren uzun
yemekler hep yabancısı oldukları bir gelenekti. Yemekten sonra gramofondan yükselen
müzikle bahçede çiftlerin dans etmelerini uzaktan seyretmek için bir çok kişi
için adeta eğlenceye dönmüştü. İçkilerin içilmesi dansların bahçede yapılması o
günlerin o küçük kasabasında olacak şey değildi. Amerikalıların yapmalarına
kimse bir şey demiyordu ama öfkelerini bir kişiye yüklüyorlardı. O da Ayşe
Hanım'dı. Çünkü ancak ona kızabilirlerdi. Çünkü o minik, şirin kasabanın
kızıydı. O yüzden Ayşe Hanım için de bir çok dedikodular da üretilmeye
başlandı.
Ayşe Hanım'ın
kulağına gelse bile o bunlara gülüp geçiyordu. Sürekli tekrarladığı bir sözü
vardı. O da "bu küçük şirin kasabayı çok seviyorum" du. Ayşe Hanım'ı
Yalovalı çok seviyordu.
Esnafın ve
yoksulun anasıydı adeta. Sorunu olan bir çok kişi Ayşe Hanım'a ulaşmanın yolunu
arıyordu. Ayşe Hanım'a anlatıldığında Ayşe Hanım eğer olur derse o iş oluyordu.
Eğer parasal bir konu ise Ayşe Hanım para yardımı da yapıyordu. Bu özelliğiyle
Ayşe Hanım için söylenen "Hanım" sözünü herkes yürekten ve saygı ile
söylüyordu. Hep öyle kaldı.
AYŞE HANIM VE
JACK ENİŞTE YALOVA'DAN AYRILIYORLAR
1957 yılında Ayşe
Hanım'ın eşi Jack'ın firması Yalova'daki işlerini bitirdi. Marmara Ereğlisi'nde
yeni bir iş aldı. Jack Enişte, Metcalfe Hamilton Growe Dekavare'da Atölyeler
müdürü olarak görevlendirildi ve yeni görev yerine gitti. Bunun anlamı Ayşe
Hanım da gidiyor demekti. Yalova'da bir üzüntü başladı. Bir sabah bir kamyon
evin kapısına dayanınca onlarca kişi çevreye toplandı. Bayanların çoğu gözyaşı
dökerek taşınmayı izliyordu. Sonunda burukluk ile vedalaşma tamamlandı. Ayşe
Hanım Yalova'dan ayrıldı.
Marmara Ereğlisi'nde çalışmaya başlayan Metcalfe Hamilton Growe Dekavare firması, işçiye ihtiyaç duyunca Ayşe Hanım, Yalova'ya çalışmak isteyen kişilere kontenjan ayırdı, Yalova'da bir çok kişinin Jack Eniştenin firmasında çalışmasını sağladı. Böylece Ayşe Hanım artık Yalova'nın "ablası" olmuştu.
Marmara Ereğlisi'nde çalışmaya başlayan Metcalfe Hamilton Growe Dekavare firması, işçiye ihtiyaç duyunca Ayşe Hanım, Yalova'ya çalışmak isteyen kişilere kontenjan ayırdı, Yalova'da bir çok kişinin Jack Eniştenin firmasında çalışmasını sağladı. Böylece Ayşe Hanım artık Yalova'nın "ablası" olmuştu.
AYŞE HANIM VE
JACK ENİŞTE AMERİKA'YA GİDİYORLAR
Marmara Ereğli’sindeki
iş bitince Jack Enişte ve Ayşe Hanım, İstanbul Mecidiyeköy'e yerleşti, bir süre
orada yaşadılar. Ardından Amerika'ya gittiler. Amerika'daki yıllarda Jack
hastalandı ve öldü. Ayşe Hanım da böbrek yetmezliği yaşadı. Uzun yıllar tedavi
gördü. İyileşti.
Ayşe Hanım artık
yaşlanmıştı, Yalova'ya dönme özlemi duymaya başladı. Bugün, yarın derken birden
17 Ağustos 1999 Gölcük depremi oldu… Ayşe Hanım Amerikadan Yalova’ya geldi. Eski
dostlarını, tanıdıklarının aradı. Çoğu yoktu. Bir bölümü de ölmüştü. Ayşe
Hanım'ın o çok sevdiği küçük kasaba artık kentleşmişti. O sıcak kasabadan şimdi
eser yoktu. Her şey yerle bir olmuştu. Güzel günlerini yaşadığı o mozaikli
pırıl pırıl köşkü de binaların arasında solmuş kalmıştı. Çevre depremde yıkılan
binaların enkazıyla doluydu. Ayşe Hanım dayanamadı, uzun uzun ağladı. Sevdiği
kent depremde mahvolmuştu. Amerika'dan tanıdıklarının aradı, Yalova kentini
anlattı. Kimilerinin Amerikadan gönderdiği yardım paketlerini dağıtıp, üzüntü
içinde Amerikaya geri döndü…
"Sen ne güzeldin Ayşe Hanım", hem de ‘’O güzel kasabanın en güzel kızıydın.’’
"Sen ne güzeldin Ayşe Hanım", hem de ‘’O güzel kasabanın en güzel kızıydın.’’
